SALON

İKSV müzikseverlere sunar...



Salon'da ilk konser bugün gerçekleşti.. (hatta şu esnada devam ediyordur...)

Nedir, neresidir Salon diyenlere konser tutkunları için "Galata ve Şişhane mahallelerini birleştiren hat üzerinde taze bir durak.." deriz kendi ağızlarından..

Beni en çok heyecanlandıran ise 26 Ocak'ta gerçekleşecek Emiliana Torrini konseri.
2005 yılı albümü "Fisherman's Woman" beni her gece uykunun derinlerine uğurlayan şarkılardan oluşuyor.. Tüm gerginliğimi biranda silebilen, huzur üfleyen bu şarkıların sahibini ilk kez canlı dinleyeceğim, dinleyeceğimi umuyorum..

Son albüm "Me and Armini" ise biraz daha kendine gelmiş bir kadını tanıtıyor bize, biraz daha izin vermiş; aşk gibi gel-git yaşatan tüm duygulara..
"Ha Ha" şarkısı ise ayrı bir his yaratıyor bende... Bir konserinde demiş ki Emiliana; bu şarkı alkolik biri hakkında.. bilemem.. youtube linki burada.. buyrunuz bir de sözleri;







Ha Ha

Anger steaming up your glasses, you've been holding parties all your life.
Of course it's long gone down, you're still hanging around.
It's not over till it starts again.

Ha ha ha!
Hear me laughing! Ha ha ha!
Ha ha ha ha! It died out long ago.

Did you hear me laughing in your head, when I saw you stuck in a rut again?
Oh that drink went down smoothly, just like the one before the last you had.
Questions I have answered, you are still asking yourself again.
Passed-out in the gutter, worn-out in your head,
Your voices aren't clear enough after all.

Ha ha ha!
Hear me laughing! Ha ha ha!
Ha ha ha ha! It died out long ago.

Anger steaming up your glasses, you've been holding parties all your life.
Of course it's long gone down, you're still hanging around.
It's not over till you start again.

Ha ha ha!
Hear me laughing! Ha ha ha!
Ha ha ha! You died out long ago.


biletler'e gider...

/*şimdi kalbim bir "Jungle Drum" gibi atmakta...*/


NOT: "Salon’da 26 Ocak Salı akşamı gerçekleştirileceği duyurulan Emiliana Torrini konseri, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Şakir Eczacıbaşı’nın vefatı nedeniyle ertelenmiştir. Yeni konser tarihi önümüzdeki günlerde açıklanacaktır."


Read Users' Comments ( 0 )

Le Guin ve Philip K. Dick

Le Guin dünyanın en sabırlı kadını olmalı.
Philip K. Dick'in ise en arıza bilim kurgu yazarı olduğu kesin...

elbette, bu cümleleri kurarken bilim kurgu ve fantazi edebiyatı hakkında yeterli fikrim olup olmadığını sorgularım.. Le Guin için benim hissettiğimdir bu, Philip Dick için ise Le guin destekli konuşuyorum..

Ursula K. Le Guin - Kadınlar Rüyalar Ejderhalar kitabını okudum. Ardından da bir süre ara verdiğim Philip K. Dick - Simulakra'yı bitirdim. (aslında bittiğinden emin değilim bence sayfalar eksik :) )

İçeriği hakkında yanılmışım "Kadınlar Rüyalar Ejderhalar"ın. Sanıyordum ki fantastik bir dünyadaki kadınlar, rüyalar ve ejderhalardan bahsediyor. Oysa ki gerçek olanlarından bahsediyormuş. Bilim kurgu ve fantazi edebiyatının geçmişinden bugününe bir tarihçe gibi bu kitap. İçerikteki bu kısımlar rüyalar ve ejderhalara ithafen.. Kadınlar kısmında ise tarihdeki kadın yazarların yaşadığı zorluklardan, yine bir yazar olan annesinden ve kendinden bahsediyor. Çocuklar, ev işleri, fantastik kitap serileri yazmak, bilim kurgu ve fantazi düşmanları ile uğraşmak.. Evet, bence Le Guin çok sabırlı bir kadın. Ursula K. Le Guin, 1929 doğumlu, 80 yaşında, Amerikalı bir bilim kurgu ve fantazi kadın yazarı..


(5 dk ara verdim yazmaya, kafamdaki tüm kurgu silinmiş.. pofuduk!)

Kitap bir tarihçe gibi dedim ya... tüm yazarlara değinmiş, pek çok farklı kitaptan alıntılar vermiş, pek çok makaleye değinmiş... birikimine ve araştırma azmine hayran kaldım. Okurken insan sanıyor ki bunların hepsi yazarın hafızasında, daha bi aşık oluyor okurken ama elbette öyle değildir.. tahminimce.. değil mi :)

Le Guin serilerinden sadece En Uzak Sahil'i okudum. Sonrasında ise direkt Ursula'nın kendini okumuş oldum bu kitapta. Şimdi ona kendimi çok yakın hissediyorum. "Anladım ben seni abla.." demek istiyorum, öyle bir his. İçini görmüş gibiyim. Artık kitaplarını okumak daha manalı olacak..

Philip K. Dick'e gelince... 1928-1982 yılları arasında yaşamış Amerikalı Philip Kindred Dick için,

"bir sorunu olmak", "arızaya bağlamak", "birşeylerle derdi olmak" gibi argo deyişlerden sıralayabilirim öncelikle.. sonra kitaplarını yazdığı tarihe bakarım; 1950 ve 1981 yılları arasında 36 kitap, 121 kısa hikaye, 14 kısa hikaye derlemesi. O yıllar için teknolojinin, bilimin görebildiği geleceğe hayal gücü ile katkıda bulunarak bilim kurgu kitapları yazmak.

1964 yılında yayınlanan Simulakra, güzel sarışın Nicole Thibodeaux yönetiminde görünen totaliter bir gelecek toplumundan bahsediyor. Gerçeklik ve illüzyon arasında gidiş-gelişler, simulakra bedenler ile yönetime değiniyor. Pek çok kitabında olduğu gibi kişilik bölünmelerini de kitabın baş aktörü yapmış. Muhteşem bir yönetimin ardında yatan çatlaklar, Mars'a göç ve Lady Diana gibi betimlenen "büyü"leyici Nicole Thibodeaux. Kitabın orjinal kapağında "Was she the Earth's First Lady - or the last?" yazar.. kitabı okuduktan sonra mana kazanan bir cümle. sonlara doğru kitabı her yerde okumaya çalışmamın sebebi. Heyecanı doruğa taşıyan ayrıntı... :)



Ve yine Türkçe basımlarda kullanılan kapak seçimlerine olan sinirimin tavan yapması... 6:45 bunu neden yapıyor hep anlamıyorum.. Roverandom kapağı aklıma geldikçe iyice fena oluyorum...
Her neyse...

Simulakra okunmalı, Philip K. Dick tanınmalı. Uzak bir gelecekteki ideal toplum düzeninin, "güzel"liğine, büyüsüne kapılmış olsanız da, simulakrumlar düzeni kimseye çaktırmadan idame ettiriyor olsa da insanoğlunun varlığının inkar edilemez gerçekliğini ve etkilerini göreceksiniz. Ah, ama neyse ki müzik ve kişilik/beden bölünmesi yaşasa da müzisyenler hep var...

"Kadınlar Rüyalar Ejderhalar"dan alıntı yaparak bitirelim.. Tartışılagelir; "Bilim kurgu ve fantazi kaçış edebiyatıdır!" şeklinde. Tolkien de der ki doğrudur.. "Fantazi kaçış edebiyatıdır ve tam da bu yüzden muhteşemdir. Bir asker bir düşmanın eline düştüğünde kaçmakla yükümlü olduğunu düşünmez miyiz? Tefeciler, kör cahiller, buyurganlar hepimizi hapisde tutuyor; eğer aklın ve ruhun özgürlüğüne değer veriyorsak, eğer hürriyet taraftarıysak, elbette kaçmakla ve elimizden geldiği kadar çok mahpusu da kurtarmakla yükümlüyüz."
Sonra "Uzaylı Kocakarı" Le Guin devam eder;

"Artık şu soruyu sormak lazım; Nereden ve neye doğru kaçıyoruz? Belli ki, eğer Newsweek'ten, Pravda'dan ve borsa raporlarından oluşan bir dünyadan kaçıyor ve ilksel, canlı bir dünyanın, sevincin, trajedinin ve ahlakın olduğu bir dünyanın varlığını savunuyorsak, iyi bir şey yapmaktayız ve Tolkien de haklı. Ama ya tam tersini yapıyorsak? Ya ölümü ve vergileri içeren karmaşık, belirsiz ve ürkütücü bir dünyadan, kahramanların vergi ödemek zorunda kalmadığı, ölümün yalnız kötü adamları bulduğu, Bilim artı Serbest Girişim artı siyah ve gümüşi üniformalara bürünmüş Galaktik Filo'nun bütün sorunları çözdüğü, insanlık ıstırabının herhangi bir hastalık gibi tedavi edilebildiği şirin ve basit bir yere kaçıyorsak? Bu sahtelikten kaçış değil, sahteliğe kaçış. "

üzerinde düşünülecek çok şeyimiz ve okuyacak çok kitabımız var..


Read Users' Comments ( 9 )

turne günlükleri.. / Pusula Tv

Turneye son gün katıldılar...

Sinir oldum çünkü bütün konaklamaları baştan düzeltmem gerekiyordu ki daha önceki gece bu işlemi sabah 4'e kadar yapıp bitirdim diye rahatlamıştım..

Aynı gün festivalin basın toplantısında Pusula Tv ekibi olarak bize katılacak iki kişiden biri olan Cem ile tanıştık. Zaten son anda gelmişler tepkiliyim, bilmiyorum kendi fark etmiş miydi ama konuşurken de "ooofff" şeklinde hislere kapılmıştım.. (özür dilerim Cem :) )

Acar kameraman Doğucan Uslu ve bilge adam Cem Katı; turnenin güzel belgesel ekibi..

Öncelikle genç ve heyecanlı arkadaşımız Doğucan'dan bahsedeyim.. Yanlış hatırlamıyorsam omzunda turne boyunca taşıdığı o kamera 7 kg idi. Yani sırf onun yüzünden sağ ve sol kol kaslarında farklılık oluştu, eminim.
Doğucan, zannımca hiç bir görüntüyü kaçırmadı çünkü bu uğurda sanatçılardan bazılarını telef ettiği bile oldu.. leşi var :) "yavrum çocuğum öyle savurma kamerayı dağıtıyordun adamın yüzünü" deyince "ama görüntüyü yakalamam lazım" diyecek kadar işine bağlı bir insandır.
Turne otobüsünde gece çekimleri sırasında hem otobüsün önünde elinde mikrofon birşeyler anlatan kişiyi (genelde Kenny oluyordu) görmemizi engellemiş (muhteşem kamerasıyla) hem de kameranın 400 watt spot gücünde olduğunu tahmin ettiğim ışığı ile hepimizi kör etmiştir. Ama yılmamış çekim yapmaya devam etmiştir. (ama işi bu onun canım) :)
Turnedir, azıcık gözüm gönlüm açılsın şeklinde ortalıkta zararsızca dolaştığı da görülmüştür ancak Cem abisine ve ekibin kalanına saygısından Uslu'luğunu bozmamıştır.
İzmir konserinde çılgın dansımı da itinayla kaydederken kendileri "kameralara oynamak" eylemini bana yaşatan tek kameraman olarak da hayatımda kalacaktır.

Şimdi biraz da Cemgilden bahsedelim..

Öncelikleeeee... karısını bu kadar çok seven bir adam daha görürsem şaşıracağım..
Sevgisi sadece karısına değil çevresindeki tüm canlı ve cansız varlıklara karşı üst seviyede..
Bazı adamlar vardır, her ne yapıyorsa çok inanarak yapar. Kendini yaptığı işe gönülden verir ve bu sebeple hep en güzelini ortaya çıkarır, yaşadıklarını samimi yaşar, öyle de yaşatır; işte Cem de öyle yapıyor.
Başından çok şey geçmiş insan modelidir Cem de. Başından geçenleri bünyesinde yoğurup çok olgun birşeye dönüştürmeyi de başarmış benim gördüğüm kadarıyla. Yaşam enerjisini, doğaya, insana, işine sevgisini hiçbirşey azaltamamış.
Son anda dahil oldukları turneyi bu kadar önemseyeceğini, ilk basın toplantısında benimle konuşurken anlamalıymışım. Ama ben tamamen başka bir dünyadaydım o sırada.. (nasıl yetişecek bu işler telaşı..)
Bazı bazı festival belgeseli hakkındaki fikirlerini paylaştı benimle de, düşünen adam, üreten adam..
Bazı filmler önerdi, döner dönmez izledim.
Müzik hakkında konuşmaya çalıştık ama ben kendimi ifade edemedim :) Olsun bir şekilde anlaştık.
İstanbul konserinde karısıyla tanıştım, gayet memnun oldum. Yemeğe davet eden olursa hemen gideceğim,....
Sohbet edilesi insanlarındandı turnenin, abican, kardeşgildi. Ara ara bavuluma yardım etti, her seferinde gözlerim doldu.. (ben duygulanırım öyle)
Beşiktaş'ın hastası, İstanbul'a bir dönüşümüzde İnönü stadının yanından geçerken kendini kaybetti :)
Bir de hiç boş konuşmadı Cem. Yavaş konuştu ama düşünerek konuştu. En güzelinden..

Pusula Tv*'nin belgesel ekibi festivalin 20 yılına dair bir belgesel hazırlayacak.. Merakla bekliyorum. Tek dileğim dansımdan bir kayıt koymamaları :)))) zaten bunun festivalle ne alakası var, değil mi....

Kendilerine başarılar dilerim, büyüklerin (Cem abi) ellerinden, küçüklerin (Doğucancan) gözlerinden öperim..


İyi geceler efenim..

*http://www.pusula.tv/


Read Users' Comments ( 0 )

şiirgiller

bugün filiz dedi ki yayın sırasında; "sesin çok güzel, daha çok konuş hatta şiir oku". güldük eğlendik.. sonra stumble upon şunu attı önüme.....

Poetry of Komitas

ILLUSION

My soul is a butterfly
Fluttering up and down
Over seas of hope,

My soul is a burden
Motherless, lovelorn
Panting in winds of light...
LOVEBREEZE


anneme sarılmak istiyorum. sarılıp öylece kalmak.


Read Users' Comments ( 2 )